james iha etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
james iha etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

11 Ekim 2009 Pazar

Sevgili Noel, sana katılıyorum. Bence de herkesin bir Wonderwall'u olmalı.


Geçen gün otobüste Noel Gallagher’i gördüm. Ben ona "bir öğrenci" dedim, o da bana biletimi verdi. Tabii o beni tanımadı ama ben onu hemen tanıdım. Gerçi kardeşi olsa dönüp bakmazdım fakat Noel iyi bir adam. Geçtim, cam kenarında bir yere oturdum ve o anın şerefine Wonderwall’u açtım. “Tesadüf bu ya! Mp3 çalarımda Wonderwall vardı” diyebilirdim ama demeyeceğim; çünkü Wonderwall hep oradaydı ki. Yol boyunca dinledim. Dinledim de bıkmadım. Bu şarkıyı hep uzun zaman aralıklarıyla dinlerim de her seferinde aklımdan aynı şey geçer; ne kadar da güzel bir şarkıdır, hiç eskimez. Vardır ya hani öyle şarkılar, sen büyürsün o büyümez. Otobüste camdan dışarıyı seyrettim, seyrederken şarkı defalarca çaldı, aklımdan neler geçti. Ben bu şarkıya iki kere çarpıldım. İlki Liam söylerkendi, ikincisi Ryan Adams. Ne kadar da güzel bir coverdı öyle. Böyle güzel coverlar pek azdı, hatta orjinaliyle yarışacak coverlar daha da nadirdi. Ryan Adams versiyonundan haberdar olduğum gün geçti gözümün önünden, ilk dinlediğim günü hatırladım. Beni tanıştıran arkadaşımı, onunla arkadaşlığımızın son derece yüzeysel oluşunu ve bu yüzeysellikten ikimizin de rahatsız olmayışını düşündüm. Yüzeysel derken samimiyetsizlik değildi, sadece imkan olmasına rağmen çok derine inmeyen bir arkadaşlıktı. O niye kaçındı arkadaşlık bağından bilmiyorum ama ben niye kaçındığımı biliyorum. Bana göre bazı insanlar vardır ve yüzlerinde şöyle bir ifade asılı durur: ona bir şey anlatsanız dinliyormuş gibi yapacak ama dinlemeyecek, manasız manasız yüzünüze bakacak. Örnek vermek gerekirse Ajda Pekkan. Ajda Pekkan bende hep böyle bir izlenim yaratır. Belki de artık kaybettiği mimikleri yüzündendir, bilemiyorum. Farz et ki yakınız Ajda'yla, ben ona bir derdimi anlattım, bende öyle bir his var ki bu kadın beni gerçek anlamda dinlemeyecek. O kimi dinler ki, belki kendisini. Bu yanlış bir izlenim olabilir -ki buna önyargı diyorlar-, tamam, Ajda için düşündüğüm şey önyargı olabilir ama bahsettiğim arkadaşım için olan önyargı değil, algıladığım şey doğrultusunda oluşmuş bir yargı. Bu arkadaşımın sadece bana karşı değil, başka insanlara karşı da böyle bir hali olduğunu düşünürüm eskiden beri. Ama yine de geçmişte kendisiyle paylaştığımız şeyler olmadı değil, güzeldi hepsi de. Ben etkileyici bir aşk filmi izlediğimde ertesi gün ona bundan bahsettim, çünkü biliyordum ki aşk filmlerini seviyor. Müzik zevklerimiz siyah ile beyaz kadar farklı olsa da yumuşak vokalli şirin şarkılar dinlediğimde bak sen seversin diye ona da dinlettim, ne de olsa sınıfta sıralarımız yakındı. Kolumu uzatsam kulaklığımı alabilecek mesafedeydi. O da bana güzel şarkılar dinletti sen seversin diyerek, başka zaman olsa muhtemelen daha dinlemeden burun kıvırırdım o şarkılara. Kötü andığım hiçbir şey yok kendisine dair. Şimdi ise ona karşı nötr hisler besliyorum. Bana hiçbir kötülük yapmadı, hiç zarar vermedi. Ama ben onu hiçbir zaman çok sevmedim. Sevdim ama çok değil. Birbirimize bir şeyler anlattık kendimize dair; ama çok değil, derin değil.

Çok güzel bir kızdı. Halen de öyle. Ama o zamanlar sevdiğim bir arkadaşım olduğu için gözüme çok daha güzel görünürdü. Şimdi ise öyle değil, normal görünüyor. Sanırım insan sevdiği birine bakarken, ona ondaki güzellikleri görecek şekilde bakıyor. Çok sevdiğim insanlar gözüme hep çok güzel görünüyor. Şimdi de belli aralıklarla görüşüyoruz o arkadaşımla, okulda rastlaşıyoruz bazen. Ama ona izlediğim filmlerden bahsetmiyorum, zaten artık etkileyici bir aşk filmini birine anlatasıya kadar etkileyiciliği falan kalmıyor, uçuveriyor, büyüdük mü nedir? Ya da şartlar bizi bir araya getirmeyince aklıma dahi gelmiyor kendisi. Demek ki arkamda/çaprazımda oturmayınca paylaşacağımız bir şey kalmıyormuş kendisiyle. Meğersem bu yüzden her şey yüzeysel oluyormuş. Ama yine de benim için tüm bu önemsiz ayrıntılar onun sayesinde Wonderwall’u Ryan Adams’tan dinlediğim gerçeğini değiştirmiyor. Bir gün sınıfta test çözüyorduk, kendisinin iPod’unu aldım. Karıştırmaya başladım sırayla. Bu şarkıyı gördüm. Dinlemeye başladım. Sayısız kere dinledim. Sonra heyecanla “ne güzelmiş bu!” dedim. "Hangisi?" dedi. Meğersem daha önce hiç dikkatli dinlememiş şarkıyı. Ben şarkıya çarpıldım ama bu sadece benim için bir anlam ifade ediyordu. İnsanın dinleyebileceğinden fazla kapasiteli mp3 çalara sahip olmasının dezavantajı, cihazın içinde dinlemediği/dinlemeyeceği bir sürü şarkı taşımasıydı. Arkadaşım da bu durumdan muzdaripti. iPod’unda kendisinin bile bilmediği şarkılar bulunuyordu. O gün onun iPod’unu ben sahiplendim. Eve gelince kimmiş bu adam dedim, Ryan Adams’ı öğrendim. Ben nasıl o arkadaşım sayesinde bir şarkıya takıldıysam, ilerleyen zamanlarda da o benim vasıtamla bir şarkıya takıldı. Bir gün de o benim mp3 çalarıma el koydu, öğle arası falan olmalıydı. "Bu ne güzel şarkıymış!" diye heyecanlandı. "Hangisi?" dedim, "Said Sadly" dedi. Veruca Salt’un bendeki tek şarkısıydı. O da şarkıya James İha eşlik ediyor diyeydi. Bütün gün o şarkıyı dinledi. Sonra yolladım ona Said Sadly'i. Şimdi merak ediyorum acaba hatırlar mı o şarkıyı diye de, nedense hiç ihtimal vermiyorum. Eminim benim Ryan Adams’lı Wonderwall’a çarpılışımı da hatırlamıyordur. Ama bunun yerine yanımda ıslak mendil taşıdığımı hatırlıyor. Bu iyi bir şey mi kötü bir şey mi bilemedim şimdi.

Benim otobüste Noel Gallagher’i görmemdem birkaç gün sonra arkadaşlarla toplanıyoruz. Aslında bu otobüs hikayesinden, benim tekrardan Ryan Adams’ın Wonderwall’una dönüşümden bahsetmek isterdim kendisine ama aklıma bile gelmiyor anlatmak. Halbuki ben sevdiğim insanlara aklıma onları çağrıştıran şeyler geldi mi anlatmak isterim. Her zaman anlatamam belki ama içimde böyle bir istek belirir. Ama o arkadaşımı görmeme rağmen aklıma gelmiyor otobüs olayı. Şimdi yazarken düşünüyorum neden aklıma gelmemiş olabilir diye, belki de kalabalık bir buluşma akşamında kendisinin sürekli iPhone'nuyla Facebook’a giren bir kişiye dönüşmüş olmasındandır diyorum. Halbuki ben onu bu halde görüp de kendisine sinir olmak istemezdim. Oysaki geçen kış havanın buz gibi olduğu bir akşam Kızılay’a beraber dönmüştük. Kar yağıyordu. Buket Uzuner’in İki Yeşil Susamuru kitabından laf açılmıştı. Ben o kitabı ortaokulda okumuştum. Küçük bir kızken aklıma bir bölümü öyle bir kazınmıştı ki sanki dün okumuşum gibi netti. Öyle güzeldi. Güzel olmasının nedeni benim yaşımın küçük oluşuydu. Üstelik o bölümden kimseye bahsetmemiştim hayatım boyunca, utanmıştım. O akşam Kızılay’a dönerken yolda ona o bölümden bahsettim uzun uzun. Bence bütün kızlara küçükken o bölümü okutmalılar ki ilerde korkmasınlar bir adamı sevmekten, kötü anmasınlar yaşanılan şeyi demiştim. O da bana evet doğru, ama bence biz kız olduğumuz için bu kadar duygusal yaklaşıyoruz bu olaya demişti. Ben de evet galiba demiştim, ona hak vermiştim, tıpkı Noel'e hak verdiğim gibi.