ankara etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
ankara etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

28 Nisan 2015 Salı

joe strummer was born in ankara


uzun zamandan sonra ilk kez pek de tanımadığım bir grupta kendimi rahat hissettim. öyle rahat hissettim ki biraz da kendimi bırakıvermişim. beni çarpan bira değildi -ki birayı sevmem bile- ama beni bir şeyler çarpmıştı işte. insanın kendini fiziksel olarak yakınında olan insanlara açabilmesi ya da şöyle diyeyim, kendisini açabileceği kadar güvendiği insanlarla çevrelenmesi büyük şans. ben bunu şu anda pek hissedemiyorum. o akşam biraz hisseder gibi olmuşum ve sonrasını pek de hatırlamıyorum. hem çok üzüldüm hem de çok sevindim, sarhoş olmak böyle bir şey mi bilemedim. bilincim yerindeydi ama yaşadığım yoğun hissiyat, inişler ve çıkışlar beni getirip ankara'ya bırakıverdi. kimisi eski sevgilisine sarar, ben ankara'ya sarmışım. en son hatırladığım "ankara yaee" diye yüksek sesle bardağımı havaya kaldırdığımdı. o sırada bulunduğumuz yerde direc-t çalmaya başladı. "bir dakika bir dakika! susun lütfen direc-t çalıyor!" dediğimi de hatırlıyorum. herkes heyecanıma anlam veremeden bakıyor, bense çalan şarkı hasret'e eşlik ediyordum. kalabalık ve pek de tanımadığım bir insan grubu arasında bir şarkıya canı gönülden eşlik edecek medeni cesaretim yoktur ama alkol böyle yapıyor. ben direc-t'i unutmuştum bile, hatırlamıyordum ama şarkı çalmaya başladığında her şey beynime hücum etti. lise başlarında çok severek dinlediğim bu grubu nasıl unuturdum? ya sevilen ya sinir olunan vokalin sahibi bilge, ankaralı bir kızla evlenmişti (bilge ya canım benim). evet, o akşam üstüne bastıra bastıra bunu da vurguladım. tamam eyvallah dediler. kulağımda kulaklık, kızılay sokaklarını direc-t dinleyerek arşınladığım dersane çıkışlarını nasıl unutmuşum? albümleri bana çeken sınıf arkadaşımı, gittiğimiz konseri, tamamen istanbullu olmasına rağmen bana kendi kişisel hikayemden ötürü son derece ankaralı gelen direc-t'i sevgiyle andım. gönülden bir selam yolladım. o akşam ilk defa birayla daha önce aşmadığım bir eşiği açtım. ankara'da çözemediğim şeyleri artık çözemeyeceğimi ve geride bırakmam gerektiğini sabah kalkınca anladım. bunlar varoluşsal, ailesel ve sağlık kaynaklı sorunlardı ve camus'nün existentialism temalı kitaplarına konu olabilecek şeylerdi. ama benim yoluma devam etmem gerekiyordu. o geceyi, direc-t'i ve ankara'yı sevgiyle anıp, bir daha başkente dönmek istemediğimden emin bir şekilde ertesi güne uyandım.