10 Nisan 2017 Pazartesi

bu düetler hiç bitmez

her şeye rağmen, bütün bu olup bitenlere, olumsuz giden şeylere rağmen hayatımın en kötü yılı bu son bir yıl değil. ülkenin durumu yokuş aşağı giderken, hepimiz tuhaf ve hastalıklı bir ruh haline bürünürken bile değil. çok daha kötü zamanlar geçirdim. hepsi de sağlıkla ilgiliydi. bütün bunların psikolojimi çökertmesi, her şeyden elimi eteğimi çekmem, sonra tekrardan toparlamam derken öğrendiğim tek şey, en önemli şeyin sağlık olduğuydu. dolayısıyla sağlığımız yerinde olduğu sürece hiçbir şey o kadar kötü değil, bunun farkındayım. midemin hassasiyeti bana bu zor dönemlerden kalan hoş olmayan bir armağan. duygusal durumuma göre verdiği tepkiyi takip edebiliyorum. midem pusuda bekleyen bir düşman gibi bana kendini daima hatırlatıyor. üzülsem üzüntümü midemde hissediyorum. sevindiğimde ise midemi hiç hissetmiyorum, sanki yokmuş gibi kayboluyor. ne yersem yiyeyim, bana mısın demiyor. ama üzülünce, ah üzülünce, işte o zaman ondan ilelebet kurtulamayacağımı bir kere daha hatırlıyorum. 

bugün internette woodkid'in 2016 yazındaki montreux caz festivali konser kaydına rast geldim. orada go isminde bir şarkı vardı, grizzly bear'in ed droste'si ile birlikte söylediği. beyazlar içinde, arkada koca bir orkestra ile o kadar güzel bir performans ki.  gecenin bir yarısı uyku öncesi üst üste dinledim. grizzly bear'i, ed droste'nin sesini ne kadar özlemişim. küçük bir adamın yanında dev gibi duran ed droste. midemin böyle olmadığı, küçük kalp kırıklıklarının dünyanın en büyük kazasıymış gibi geldiği günleri özlemle andım. grizzly bear albümlerini düşündüm. bir albümü aralıksız dinleyip, eve geldiğimde yatağa uzanıp, tavanı izlerken müzik dinlediğim o geniş zamanlar gözümün önünden geldi geçti. bazen aynı tutkuyla gelecekte başka albümlerin de içine girebilecek miyim diye meraklandığım oluyor. umarım girerim.

Hiç yorum yok: