şu meşhur yirmi yedi yaş krizini bir sene farkla, yirmi sekizimde mi yaşıyorum acaba diye düşünüyorum. yaşımın farkına ilk kez varıyorum. fiziksel olarak yorgun günler geçiriyorum. yememe içmeme dikkat ettiğimi düşünmeme rağmen neden böyle olduğunu bilemiyorum. b12 vitamini mi eksik, kansız mıyım, yoksa yaşım mı ilerledi? çok geç yatamıyorum. geç yatsam ertesi sabah performansım düşüyor, zihnim yavaş çalışıyor. halbuki böyle olmazdı. yakın zamanda halam ve eniştemi görmeye kaz dağlarına gittiğimde gözüme çok yaşlanmış göründüler. altı ay farkla onları iyice yaşlanmış gördüm. bebekleri de altı ay arayla gördüğünde çok büyümüş gelmezler mi? işte o hesap. ailemde herkes altmış yaşını geçmiş, yetmişlere merdiven dayamışken ben ölümü düşünmeye başladım. kendi ölümümü değil, sevdiklerimin ölümünü. ölümlülüğün farkına varıyorum ve içime bir korku çörekleniyor. hasta olsalar yetişebilecek miyim? tek çocuk olarak hepsine bakabilecek miyim? benden başka kimseleri yokken ben onlardan nasıl bu kadar da uzaktayım? bütün bunlar aklımı meşgul ediyor. bütün bunları düşünürken okuduğum, izlediğim ve dinlediğim bazı şeyler beni ölüm üzerine düşünmeye daha da çok itiyor.
a crow looked at me-mount eerie
phil elverum'un mount eerie ismi altında yaptığı müzik tuhaf bir şekilde beni içine çekmeye devam ediyor. bu adamın yaptığı müziği seviyorum diyemem ancak her defasında kulak vermekten kendimi alamıyorum. elverum bu albümünde pankreas kanseri sebebiyle kaybettiği karısını anlatıyor. henüz bir buçuk yaşında bir kızlarının olması ve eşinin sadece otuz beş yaşında olması bu kaybı daha da travmatik yapıyor. bu adamın müziğini dinlemek bir şekilde benim için sıkıntılarımdan arınma anlamına geliyor. hani şunun gibi bir şey, seni üzen şeyi artık seni üzmeyecek raddeye gelinceye kadar kaşımak kaşımak ve sonra tüketmek gibi. çünkü daha önceki iki albümünü dinlerken böyle yapmıştım. clear moon ve sauna albümleri için yazdıklarım burada. bu iki albümünde de ben kendi dünyamda bir şeylerle uğraşıyordum. sağlıkla ilgili şeyler. şimdi bu albümünde de hastalık, ölüm ve kanser olunca artık daha fazla yapma phil elverum dedim.
pek çok kültürde ölüm ve uğursuzluk anlamı taşıyan karga albüme ismini vermiş. ölüm karşısında yas tutan ve acısını anlatan bir adamın albümüne dair ne denilebilir ki? kişisel bir şeye ortak olduğumu düşünmekten başka söyleyecek sözüm yok. clear moon albümünü dinlerken ben de bir çeşit kanserimsi (?) şeyle uğraşmaktaydım. o nedenle bu albümün hikayesi beni geçmişe döndürdü. sadece geçmişe döndürse yine iyi, sevdiklerimin ölümlülüğünü idrak ettiğim bu döneme denk gelmesi iyi olmadı. sağlığın en kıymetli şey olduğunu düşünüp kendimi anlamsız yere üzmemem gerektiğini kendime telkin ediyorum. bu yazıyı yazarken albümü dinliyorum. ne hikmetse aklıma the hours filmi geliyor. açıp youtube'dan birkaç sahne izliyorum. the hours-virginia woolf-max richter sıralamasında zihnim bu halkayı arrival filmiyle tamamlıyor. bu albümde hiç ağlamadım ama o filmde ağladım. yine sulugözlülüğüm tuttu. öleceğimizi biliyoruz, vaktimiz oldukça kısıtlı, bir sürü boktan şey olmakta ama sevdiklerimizle geçen süre hepsini bir kenara atmıyor mu? atıyor.
mount eerie beni yaptığı müzikle hiç ağlatmadı. mesela sufjan stevens ağlattı ama o ağlatmadı. benim için mount eerie'yi dinleme daha çok yanan bir ateşin sönüşünü izlemek gibi. üstüne soğuk su içmek gibi. soğuk bir zihinle olanları anlatmak gibi. bu sefer de öyle oldu. soğukkanlılıkla dinledim. ama birkaç kere daha dinleyebileceğimi düşünmüyorum. çünkü geride kalan insandan ziyade, geride kalan ufak kızı ve o kızın büyüdüğünü hiç göremeyecek olan anneyi düşünmek kalbimi kırıyor. bana babamı hatırlatıyor. bu da büyüdüğümü gösteriyor. küçükken neye üzülürdüm, şimdi neye üzülüyorum. babamın henüz kırk yaşındayken ölmesi bence onun için daha kötü, benim için değil. bir insanın çocuğunun büyüyüşünü, okula başlayışını, mezun oluşunu görememesi çok daha üzücü değil mi? sözün özü, benim büyümem değil, ailemin yaşlanması beni korkutuyor. antrenin lambası yanarken, ben yatağa henüz girmişken, bana su getiren bir kadın gölgesi görmeyi istiyorum. sonsuza kadar.
geneviéve'nin toprağı bol olsun.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder