7 Ocak 2017 Cumartesi

umutlu değilim ama umutsuzluğu yendim*

moon dance- phoebe wahl (2014)**

karın yağması ne kadar güzel oldu. tam da ihtiyacım olan şey buydu, sessizlik. her yer karla kaplanmışken, yollarda pek araba görmezken ve korna sesi işitmezken ne kadar huzurlu olabildiğimi hissettim. bir nevi doğanın insanı alt etmesi, insanın doğa karşısında çaresizliği. keşke doğa bizi ezip geçse. bu ülke sebebiyle içimde birikmiş öfkenin, umutsuzluğun ve üzüntünün hıncını benim adıma insanlardan doğa çıkarsa. sanki hava böyleyken bir süreliğine hayat duruyor. o zaman yeni bir kötü haber de almayız belki diye umutlanıyorum. ah hep böyle olsa, her şey durağanlaşsa ve karın altında yaşasak.

karın yağmasına artık eskisinden farklı bir şekilde yaklaşıyorum. kar ıssızlık atmosferi yaratıyor ve hayatın yavaşlamasına sebebiyet veriyor. şu anda ihtiyacımız olan bu. benim ihtiyacım olan bu, aksi takdirde aklımı kaçıracakmışım gibi geliyor. hayalini kurduğum tek şey, beynimi kafamdan çekip çıkarmak ve buz gibi bir suyun içine koymak. sanki o zaman rahatlayacağım. beynimi koyduğum anda soğuk suyun bir kısmının buharlaştığını göreceğim, fos diye bir ses çıkacak. beynimi öyle ısınmış, yorulmuş ve bitap hissediyorum.

sanırım bir ay oldu, uyku düzenim bozuldu. uyuyamıyorum. birçok şey gibi uykumun da elimden alındığını hissediyorum. toplamda üç kere rüyamda bomba patladığını gördüm. bir tanesinde bir savaşın ortasındaydım. bunu bir iki arkadaşıma anlattığımda onların da rüyalarında benzer şeyler gördüklerini öğrendim. toplu bir depresyon halindeyiz. sokakta yüzü gülen tek bir insan yok. bu kadar mutsuz bir insan topluluğunu daha önce görmedim. ama ben bu zamanlarda ufak şeylerin kıymetini bilmenin, mutlu anların hakkını vermenin ve sevdiklerine bağlanmanın önemini daha iyi anladım. bunca şeye rağmen karamsar olup, bir köşede oturup, ağlayıp, hayattan elimi eteğimi çekmeyeceğim. şu ülkede en büyük başkaldırı hayattan zevk alabilmek. bu yaşımda öğrendiğim ve şu hayatta emin olduğum üç-beş şeyden biri bu: bu ülkede hayattan zevk alabilecek şeyler yapmak radikal bir iş. devrimsel bir iş ve asıl direniş. bu artık ne olursa; müzik dinlemek mi, başladığın işi bitirmek mi, içki içmek mi, sevgilinle sevişmek mi, bir şeyler üretmek mi, hayal kurmak mı, kendini eğitmek, başkalarının -çocukların- eğitimine katkı sağlamak mı, her neyse... geleceğe dair umut verecek ve içinde bulunduğun an süresince seni mutlu edecek her şey bir direniş. ben karamsar olmak istemiyorum. yanımda karamsar, surat asan, olumsuz düşünceleri ile geçirebileceği hepi topu iki-üç saati harcayan insanlarla da birlikte olmak istemiyorum. ben şimdi anlıyorum; ankara'ya gittiğimde arkadaşlarımla buluştuğumuz o iki-üç saatin nasıl şölen havasında geçmesi gerektiğini, böyle geçebilmesi için de elimden geleni yapmam gerektiğini. yılda en fazla bir-iki defa görebildiğim yurt dışında yaşayan arkadaşlarımla buluştuğumuz o birkaç saatin ömrüm için çok kıymetli olduğunu. beni hayata bağlayan bu ilişkileri pekiştirmenin, birbirimizin hayatını yakalamanın ve sevildiğimi hissettiğim o anların bütün bir hayat deneyimimde hatırlayacağım kıymetli anlar olduğunu şimdi anlıyorum. her şeye rağmen o anlara hak ettiği özeni gösterip, o anların hakkını vermeliyim. 

her zaman böyle olumlu düşünemiyorum. ruh halim bir sinüs eğrisi gibi seyrediyor son zamanlarda. duyduğum her haberde kalbimden tüm vücuduma bir ateş topu yayılıyor. geçen akşam izmir'deki patlamayı işten eve gelirken öğrendim. şakır şakır yağmur yağıyordu. sinirim bozuldu ve sokakta ağlamaya başladım. bu da son zamanlarda artan bir durum: ağlamak. bir yandan yürüyor, bir yandan şakaklarıma giren tuhaf sızıyı hissediyordum. sonra eve geldim ve kendime çorba yaptım. sıcak çorba ve sakin müzikte huzur bulmaya çalıştım. olabileceklerden korkan biriydim. tek düşündüğüm sevdiğim insanlardı. annemin dizinin dibinde olmak, amcamla sohbet etmek istedim. halamla kaz dağlarında ot toplamak, eniştem ve bastonuyla minnoş minnoş yürüyüş yapmak istedim. dostlarımla koca bir masanın etrafında buluşmak ve sağlığımıza kadeh kaldırmak istedim.


*  :ferit edgü'nün bir sözü
**: phoebe wahl çok sevdiğim ve birkaç senedir takip ettiğim amerikalı bir illüstratör. tarzını taklit etmeye çalışıyorum. öğrenmenin bir yolu da taklit.

Hiç yorum yok: