post realistic natural movement in the early authoritarian days in turkey
aklımı dünya denen gezegenden uzaklaştırmak istediğimde sığındığım belli başlı birkaç tema var. bunlardan biri de uzay. benim uzayım sevimli, içindekiler de dost. buna rağmen dünyanın dışında bir yaşam, kendim için hayalini kurduğum bir şey değil. bu beni biraz korkutuyor. gidip de dönememek var. ama orada başka hayatlar olabilme ihtimali bana yakın geliyor. bu beni hep gülümseten bir şey. uzay yolculuğu korkutucu gelse de uzay filmlerini, kitaplarını ve resimlerini severim. kendimi bildim bileli uzaylıları hep dost olarak düşünmüşümdür, korkulacak yaratıklar olarak değil. uzay deyince aklıma ilk gelen film space odyssey, solaris, alien ya da moon değil. benim aklımda ilk beliren uzay filmi, küçükken tonight tonight’in klibinde gördüğüm a trip to the moon filmi. uzaya giderken en şık kıyafetler giyilir, saçlar fönlenir, rujlar sürülür ve ayakkabılar parlatılır. uzay seyahati dediğin böyle olmalıdır. hayalimde uzay gemisiyle yolculuk etmek, trenle yolculuk etmek gibidir. nasıl trenle giderken ufuktaki boşluğu, tarlaları, uçsuz bucaksız toprağı seyredebiliyorsan; uzay seyahatine çıktığında da gökyüzünü seyredebileceğini düşünürüm. çünkü gökyüzünü seyretmenin özlemi içerisindeyim. şehirde olduğum sürece önümde ufku görebileceğim genişlikte bir alan uzanmadı. şehirler hep tıkış tıkış, binalar hep dip dibeydi. tek görebildiğim şey, gökyüzünün iki bina arasında kalan kesit alanıydı ve bu benim için yeterli değildi. bu nedenle uzay maceralarını hep doyasıya gökyüzünü seyretme hikayeleri olarak gördüm. heidi’nin köyünden ayrılıp da büyük şehre geldiğinde camdan uzanıp dediği "ama buradan dağlar görünmüyor ki" lafını ben hep içimden söyledim. üstelik aksini bilmememe rağmen. ben doğaya dair şeyleri çocukluğumda yaz tatillerinde gittiğim kaz dağlarında öğrendim. daha fazlasını görmek isterdim, halen de isterim. bu nedenle benim için uzay, içimde bitmek bilmeyen doğa özleminin bir parçası. şehrin dışındaki doğa yaşamının, başka türlü bir varoluşun uzantısı.
neredesin benim ey güzel alien kardeşim?
kendimi sıkışmışlığın içinde ifade etme yolları ararken döndüğüm resimde, ilk kez siyah kağıt ve metalik boyalar kullandım. dükkanda bu ikisine rastladığımda onlarla ne yapacağımı bilmeden aldım. sadece o an sevdiğim ve ilgimi çektiği için. eve yürürken aklıma gelen şey, siyah bir fonun üstüne parlak galaksilerin ne kadar yakışacağı oldu. böylece ortaya bu resim çıktı.
neredesin ey benim alien kardeşim?

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder