26 Aralık 2016 Pazartesi

canım julie


bir şarkı paylaşmak istiyorum. bu karanlığın, bombaların, ölümlerin, yakılmaların ortasında küçücük, güzel bir şarkı paylaşmak istiyorum. artık uyku uyuyamaz olmuşken, acaba aklımı mı kaçırıyorum dediğim günlerden geçerken beni iyi eden mini minnacık bir şarkı buldum. belki bu şarkı bana iyi geldiği gibi başkalarına da iyi gelir. üç dakika elli dokuz saniye boyunca içinize bir serinlik getirir. 

julie byrne'nin natural blue şarkısı, ocak 2017'de çıkacak albümü not even happiness'ın habercisi. ilk olarak bu şarkıyı yayınladı. ilk dinlediğimden beri kaçıncı dinleyişim saymamın mümkünatı yok. seni ilk gördüğümde gökyüzü masmaviydi diyor şarkıda. tarlalar sonsuzluğa uzanıyordu diyor. uzun zamandır böyle hissetmemiştim, seni ilk gördüğümde bir his beni yakaladı diyor. ne kadar güzel diye düşünüyorum. bu sözler beni gülümsetiyor. gözlerimi kapatıyorum ve gözümün önüne masmavi bir sonsuzluk getiriyorum. gökyüzü ve deniz. üzerimden bir ürperti gelip geçiyor. giydiğim kazak mı çok sıcak geliyor yoksa birden bire gönlümden taşacak olan duygular mı ağır basıyor bilemiyorum; bir sıcaklık hissediyorum. sırtım ıslanıyor. gözlerim doluyor. ama bütün bunların hepsi mutluluktan oluyor. ne diyorlar, stendhal sendromu mu? öyle havalı ve entelektüel bir şey değil benimkisi. ama hani olur ya, bir insani ilk kez görürsün ve yoğun bir şey hissedersin ya da ilk kez gördüğün bir manzara karşısında dilin tutulur ya da ilk kez gittiğin bir ülkeye aşık olursun, ilk kez tadına baktığın bir yemeğe bayılırsın... işte böyle şeyler benim anlatmak istediğim. ben aylardır bunları hissedemez olmuşum. içinde yaşadığımız karanlığa, deliliğe teslim olmamaya çalışırken aslında olmuşum. 

bu şarkıyı ilk kez dinlerken gözümden akan yaşa engel olamadım. ne güzel tasvir ediyordu manzarayı julie. güneş ikiye yarılmış, tarlalar sonsuzluğa uzanmış, gökyüzü masmavi. bir de demesin mi "seni gördüğümde bir şey hissettim, uzun zamandır hissetmemiştim."

haftasonu ankara'da geçirdiğim iki günün ardından havaalanına giderken otobüste hep bu şarkıyı dinledim. aylardır görmediğim arkadaşlarımı gördüm. hepsine tek tek sarıldım, hepsini yanağından öptüm. hem de laf olsun diye değil, kocaman bir öpücük kondurdum; çünkü artık sevdiklerimi kaybetmekten korkar oldum. en son ne zaman böyle kahkaha attım hatırlamıyorum. kahkahamın orta yerinde b. bana sarıldı ve kafasını göğsümün üstüne yasladı. bir abla, belki bir anne gibi başını okşadım. çünkü askere gidecekti. askerlikten bahsettik. başını öptüm. ben bana sevgisini gösteren insana, -eğer onu seviyorsam- onun gösterdiğinin kat be katını gösteririm. hatta o göstermeden gösteririm. dostuma sarılırım. biri beni öpmeden ben onu öperim. karşımdakinin elini ilk ben tutarım. ne yapayım, öyleyim. sevgimde cömertim ve karşımdaki de öyle olunca dünyanın en mutlu insanı oluveririm.

bu şarkıyı dinlerken düşündüğüm, içimden taşan sevgiyi bir kişiye değil, birçok şeye yönlendirdiğimde mutlu olduğumdu. doğa, hayvanlar, dostlar, kabak tatlısı, müzik... biliyorum ki sevgi bir kişide değil. biliyorum ki bir gün yine birini seveceğim. şansım varsa o da beni sevecek. onu görünce yüzüme bir rüzgâr esecek. beni de bu şarkıdaki gibi bir his yakalayacak. hayat zor ve çekilmez ama böyle şeyler bana umut veriyor. her şeye rağmen.

canım julie. yüzün de ismin kadar güzel.

2 yorum:

drifter dedi ki...

herşeye rağmen müzik işte...
bir sihirli değnek!
insan olana; olmak isteyene...

kukuletalı dedi ki...

doğru, her şeye rağmen müzik. kafayı yememek için müzik.