4 Mayıs 2015 Pazartesi

g.

üç aydır ankara'ya gitmiyordum. bu gittiğimde en az bir yıldır görüşmediğim arkadaşlarımla görüştüm. öğrenciliği devam edenden akademik hayatta ilerleyenine, kurumsal hayattan tut da tutkusunun peşinden gidenine kadar değişik yollara sapmış arkadaşlarımla görüşmeyi üç güne sığdırdım. benim için oldukça yorucuydu ama bu yoruculuk fiziki yorgunluktan ziyade maneviydi. duygusal anlamda yüklü, ağır ve bir sürü iniş çıkışları yaşadığım bir ziyaret oldu. ben kısa zamanlara çok insan sığdırmayı, kaçırdığım haberleri yakalamayı ve gevşeyen ilişkileri birkaç saatte sıkılaştırmayı yeni öğreniyorum. hayatım boyunca bu tarz çabaları bilmedim; herkes hep yanımdaydı. şimdi yurtdışına giden veya şehir değiştiren arkadaşlar vesilesiyle uzaktan ilişki yürütme pratikleri yapıyorum. geçen gün bir arkadaşımla yazışırken kelimeler kifayetsiz kaldı ve birbirimizi yanlış anladık. bunun üzerine karşılıklı azıcık sitemde bulunduk. biraz da suç benimdi. kendisinden özür diledim; ben dostlukları uzaktan yürütmeyi yeni öğreniyorum dedim. sağolsun, dünyanın en geniş gönüllü insanı olduğundan ben sana kırılmam ki dedi. herkesin böyle dostu olsa.

uzaktayken bir şeyleri kaçırıyormuşum hissi hasıl oluyor. hepimiz bir yerlere dağıldık ama sanki orada kalan insanlar bana tanıdık olan hayatı yaşıyor ve ben bilinmezlik içinde bir yerlere gidiyorum. hep kendimi koruma kollama hissi. biraz rahat hissettiğimde kendimi çakırkeyif buluyorum. acaba alkolik mi oldum diye düşündüğüm bir iki ay geçirdim ama sonra olmadığıma karar verdim. insanın kendi kendine içtiği şeyden zevk alması bence pek hayırlı bir eşik değil. müziğimi dinlerken ve kitabımı okurken hissettiğim kafa güzelliği beni korkutuyor. uzun zamandır dinlemediğim kadar sert gitarlar ve davullar dinliyorum. kafamı duvarlara vurasım geliyor. içimde gürül gürül akan bir enerji var ve ben bunu somut bir şeye dönüştürmeye çalışıyorum. üzerinde çalıştığım konuya dair bir sürü şey öğreneyim istiyorum. bir sürü şey deneyim. bilginin sınırı yok, ben bilgiden mindfuck olana kadar öğreneyim. 

dün akşamüzeri ankara'da acayip bir yağmur yağdı. belki bir senedir böyle yağmur görmemiş, böyle bir yağmurda sırılsıklam ıslanmamıştım. elimde bavulla esenboğa'ya gitmeden hemen önce kızılay'a uğrayıp, iki seneye yakındır görmediğim görkem'le buluşacaktım. dost'un önünde sözleştik. benden önce gitmiş, kapıda kulağında kulaklık beni bekliyordu. ben de elimle bavulumla ona doğru geliyordum. birbirimizi görüp de el salladığımız an gözlerimden yaşlar boşandı. bana sarıldığında hüngür hüngür ağlamaya başladım. onu en son gördüğümden bu yana ne çok şey değişmişti. ikimiz de zor günlerden geçmiştik. onları en son izmir'deki evlerinde ziyaret ettiğimde babası yaşıyordu. bu süre zarfında babası rahatsızlandı ve sonra da vefat etti. ardından da kedisi... görkem'le eş zamanlarda büyük sağlık sorunları atlattık. bütün bunlar onu sekteye uğrattı. benim ankara'yı terk etmemin bir nedeni de bunlardı. o ise kendini en iyi hissettiği yer olarak okulu görüyordu ve kampüsten dışarı çıkmadı. herkesin saklandığı bir yer var işte. bütün bunlar birkaç saniyede gözümün önünden geçti. görkem'i görmeyeli çok olmuştu ama kalbim hep onunlaydı. böyle hissettiğim çok az insan var. bana huzur veren, sırtımı sıvazladığında hayatımın yavaşlayıp da sakin akmasına vesile olan bir elin parmakları kadar az insan. biz onunla hep yüzerdik. manyak gibi yüzer, kendi sınırlarımızı zorlardık. arkadaşlığımızın temelini havuzda attık. şimdi en çok özlediğim şeylerin başında yüzme geliyor. yedi yüz ellinci metreden sonra her şeyin su gibi aktığı, nefesin ritmini bulduğu ve kalbimin sesini duyduğum yoğun yüzme antremanları. görkem beni esenboğa otobüsüne bindirdiğinde biz çoktan sırılsıklam olmuştuk. "seninle iki seneden sonra buluştuk ve böyle ıslak bir günde, illa sular içinde" dedim. hep sulu ortamlarda görüşüyoruz, ne güzel diyerek yanından ayrıldım. bir eksiğimiz bone ve gözlüktü. ankara'dan aklımda kalan en çok bu görüşmeydi. istanbul'a taşındığımdan beri ilk kez dönüş yolunda burdaki evimi artık benimsediğimi fark ettim. başkent bu sefer bana manevi olarak ağır gelmişti.

Hiç yorum yok: