yaklaşık bir ay önce a separation filmini izlediğimde filmin bende bıraktığı iz, birkaç sene önce derviş zaim'in nokta filminin üzerimde bıraktığı etkiye benzer olmuştu. bir süre kafamda evirip çevirdim ve sonunda yazmaya karar verdim. insan bazen iyilik yapmak isterken kendini kötülük yapmış olarak buluyor. kötülük yapmak için yola çıkıp da kötülük yapmaktan daha farklı bir şey bu. ta kalpten iyilik yapmak isterken nasıl olur da kötülük yaparız diye düşünüyorum. kimi zaman böyle olduğunu biliyorum ve hayatın kaypak yüzünü tam bu noktada görüyorum. iyi niyetle yola çıkıp da kendini aklının ucundan dahi geçmeyen sonuçlara sebep olmuş bulduğunda kendine yabancılaşıyorsun. işte o zaman soruyorum; bu durumda ben kendimi sevmezken, bir insan beni niye sevsin diyorum. bazen iyi bir evlatken iyi bir dost olmuyorsun. bazen iyi bir dostken iyi bir sevgili, iyi bir sevgiliyken iyi bir evlat olmuyorsun. bunlar birbiriyle neden-sonuç ilişkisi halinde değil, ancak bazen sıfatlarından birinde tökezlemen seni kötü bir insan yapabiliyor. kötü biri olmadığımı biliyorum ancak kimi zaman içimi kaplayan bu histen kurtulamıyorum. filmdeki adamın evlat olmak, koca olmak ve baba olmak arasında yaşadığı zorlukları anlayabiliyorum. bu da kendi çapımda benim görüşümü destekliyor. bazen insanın kimliklerinden biri daha öne çıkıyor ve diğerlerinin hakkından çalıyor. bu bilinçli bir seçim değil, hayat öyle oluveriyor. ben, hangisi beni mutlu eder'e değil de; hangisinin bana daha çok ihtiyacı varsa ona gidiyorum. yaptıklarımdan ötürü takdir görmeyi beklemiyorum fakat bazen birilerine, bazı şeyleri yapmamamın, yapamadığımdan değil; yapmayı seçmediğimden olduğunu anlatmak istiyorum. sonra bu gözüme çok gereksiz görünüyor ve üşeniyorum, kestirip atıyorum.