9 Ağustos 2011 Salı

icabında yükseği de var alçağı da

bugün otobüsle eve gelirken bir sohbete kulak misafiri oldum. huyum kurusun, bazen böyle şeyler yaparım. önümde yan yana elli yaşlarında şık giyimli bir adam ve genç bir kız oturuyordu. ben sohbetlerinin başlangıcını kaçırdığım için onları baba kız gibi bir şey zannettim. sonradan anladım ki aslında o an, otobüste tanışmışlar. adam kıza kaça gittiğini sordu, kız da lise üçe geçtim dedi. sonra adam kıza ileride ne okumak istediğini sordu. kız da aslında hep bu soruyu beklemiş gibi uzun ve ayrıntılı bir yanıt verdi. bunun üstüne amca başladı yorumlar yapmaya. bak dedi, ben yüksek mimarım. tam bunun üstüne kız "aa öyle mi?!" diye heyecanlı bir tepki verdi. amca bunun üstüne ilave etti, hani x binası var ya, gitmişsindir, işte onu ben yaptım (şimdi burada binanın ismini vermeyeyim, ayıp olmasın). bak bence mimarlık seç, şöyle güzel böyle güzel diye övmeye başladı amca. kız da, "ya tabii güzel şimdi de ben çok kararsızım" dedi. henüz tm mi seçsem, mf mi seçsem bilmiyorum, şimdi bu yıl mf okudum ama değiştireceğim galiba diye ekledi. hali vakti yerinde kalantor mimar amca bunun üzerine hangisini istiyorsa onu seçmesi gerektiğini anlattı. bak şimdi ben yüksek mimarım ama ilk yıl hukuk kazanmıştım dedi. sonra sevmediğini, bir daha sınava girdiğini ve mimarlığa geçtiğini anlattı. kız da anne babasının hukukçu olduğunu söyledi bu sefer. "yani şimdi hukuk da bana göre değil pek, mimarlık da. bilmiyorum yani ne seçsem." amca bir türlü susmak bilmiyordu, yani bak şimdi, ben yüksek mimarım ama bu işi isteyerek seçtim. işini sevmek çok önemli. bence sana da mimar olmak yakışır, dedi kıza. kız da heyecanlı bir şekilde "sahiden mi?" dedi. adam da, tabii ya falan diye pekiştirdi. bunun üzerine kız, mimarlığı da düşüneyim öyleyse dedi. "aslında benim aklımda psikoloji okumak da var ama bilmiyorum yani... belki mimarlık okuyup, yan dal olarak da psikoloji yaparım" diye ekledi (tam bu sırada içimden hoop yavaş gel dedim). neyse, gerisi lüzumsuz konuşmalar ve kalantor mimar amcanın kendini övmesinden ibaret.

benim burada gelmek istediğim nokta ise amcanın mimarlığının önündeki "yüksek" sıfatını defalarca telaffuz etmesi. bu yüksek mühendis/mimar sıfatına oldum olası antipatim var. bir insan günlük yaşamda kendini tanıtırken neden yüksek mimar/mühendisim deme gereği duyar ki? eğer akademik biriysen ve o an akademik bir konunun içindeysen bunu dile getirmen makul kaçabilir ama günlük yaşamın içinde, bakkalda markette, herhangi biriyle konuşurken "yüksek" bir insan olduğunu ısrarla dile getirmek gerçekten çok komik.

peki bu bilginin bize ne katkısı oldu? yüksek mühendisin bakkala yüksek olduğunu söylemesiyle o ikisinin ilişkisi hangi çerçeveye oturdu? insanlar literatürde master of science olarak geçen bu şeyin, bizde yüksek olarak çevrildiği vakit gerçekten çok yüksek bir şey olduğunu sanıyorlar. yabancı memleketlerde de böyle bir şey var mı gerçekten merak ediyorum:
"merhaba, ben canıthın hopkins, engineer, ms?"

bir master için birbirimizi kırmayalım şimdi yaee.

bak, ediz hun yüksek mühendis sıfatını türkan şoray'ı tavlamada nasıl kullanıyor:
ben sokak çapkını değilim, yüksek mühendisim!

Hiç yorum yok: