high fidelity etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
high fidelity etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

14 Kasım 2008 Cuma

beynime format atmak için fuzuli işlere giriştim


"bir şeyi öğrenmenin en acı verici yolu, onu deneyerek öğrenmektir."

bu söz bana ait değil lakin içinde bulunduğum durumu ifade edecek daha uygun bir söz bulamıyorum. hatta devamı da vardı bu sözün, ilki birinin tavsiyesini dinlemek, ikincisi şu, üçüncüsü de bu: denemek. ama en acı verici olanı denemekti, öyle söylenmişti. diğerleri gayet aklıbaşında eylemlerdi lafın kısası. o halde benim yolum gayet uzun bir yol olacak sanırsam.

otobüste giderken, otobüs beklerken, gece beni ziyarete gelen düşünceleri kovmak için birkaç aydır uyguladığım çok güzel ve çok faydalı bir yöntem var. liste hazırlamak! bir nevi anket. çıkış yolum ise nick hornby beyin kitabından uyarlanan high fidelity filminde john cusack abimizin oynadığı rob karakteri. peki ne yapıyor bu rob birader filmde? istediği her şeyin ilk beş, ilk on diye sıralamasını yapıyor efendim. son derece eğlenceli bir iş. ben filmi izlediğim zamandan beri hep kafamda sıralamalar yapıyordum ancak bunu henüz yazılı hale getirmeye karar verdim. ne bileyim, çok abuk sabuk şeyler de olabiliyor, gayet ciddi şeyler de. en nihayetinde bundan keyif alıyorum ve beyin fırtınasına kapılan beynim biraz olsun rahatlıyor. bu sıralar iki ayrı liste üstünde çalışıyorum. (böyle deyince de pek ciddi duruyormuş) ilk onu tamamlayamadım her ikisinde de. zaten habire liste sıralamasını değiştiriyorum. ya da madde ekleyip çıkarıyorum. bitince burdan paylaşacağım.

bazen saçma saçma takıntılar ediniyorum. mesela geçen akşam okul çıkışı, sırada otobüs beklerken bir baktım gökyüzüne, o da nesi? yıldızlar! uzun zamandır yıldızlara baktığım yoktu. zaten ankara'nın havası gayet sisli, istesen bile pek bir şey görebileceğini sanmıyorum. her neyse, dedim ki kendi kendime, eğer beş yıldız sayarsan bundan sonra her şey düzgün gidecek. baktım ve saydım. dedim bari on olsun. üç tane daha buldum hemen. sonra birden kalbim atmaya başladı. uyduruk bir inat, aptalca bir hırs işte ama ne yapayım. iki tane daha bulmalıydım. acaba dedim, saydıklarımı bir daha mı saysam falan. tam sağımda bir yıldız duruyordu misal. onu dokuzuncu kabul etsem mi diye sordum bilirkişiye. ama onu az önceki sayışımda ilk beşin içine dahil etmiş olma olasılığım yüksekti. neyse, arkama döndüm. baktım sürüyle yıldız var. on değil, on beş tane falan saydım.

çocukluk işte.

yıldızlar dedim ya aklıma geldi. the church'ün under the milkyway parçası arka fona güzel bir soundtrack olabilir. çünkü resim ta kendisine, samanyoluna ait. bu arada samanyolunun orjinal ismi olan milkway'in isminin nerden geldiğine dair mitolojik açıklamalar var ki okuması çok zevkli.