2015 yılında londra'da yer alan royal opera house'da sergilenmek üzere virginia woolf'un üç eserinden (mrs. dalloway, orlando, dalgalar) ilham alınarak bir bale eseri ortaya çıkmış: woolf works. kareograf wayne mcgregor royal opera ballet'nin ünlü isimlerindenmiş. dünyanın birçok yerinde eserleri sahnelenmiş. geçmişte radiohead'in lotus flower, atoms for peace videolarının kareografisini üstlenmiş. francis bacon'ın resimlerinden yola çıkarak oluşturduğu kareografi, jonathan safran foer'in tree of codes'undan esinlendiği eseri, gösterilerinde a winged victory for the sullen, rufus rainwright gibi isimlerle çalışması wayne mcgregor'un işlerinin/işbirliklerinin güzelliğine dair cezbedici duruyor. bu işbirliklerinin sonuncusu da woolf works'ta max richter ile olmuş. max richter, üç perdelik bu esere orjinal müzikler bestelemiş. bu müzikler three worlds: music from woolf works ismiyle bir albüm olarak karşımızda.
albümün açılışı, virginia woolf'un bir ses kaydı, words ile oluyor. bir gong ile 1920'lerin londrasında words fail me. hemen ardından üç perdenin ilki olan mrs.dalloway başlıyor. in the garden parçası albümün en sevdiğim eseri oldu bile. sanki kuşlar şakıyor, bahar geliyor, içim ferahlıyor. acaba bu mrs.dalloway'in hangi kısmına tekabül ediyor? belki parti hazırlığı, gün içinde koşturmaca, elinde çiçekler ile gülümseyen bir kadın, çiçekler, vazoda çiçekler, masada çiçekler, hayat güzel. bizim buralarda hayat sert, çetin ama şimdi bunları düşünmek istemiyorum. ben bu parçanın içinde var olmak, zamandan ve mekandan bağımsız olarak huzurla dolmak istiyorum. aklımda bir londra var. pelin'in bana tanıttığı. yeşillikler içinde, uçsuz bucaksız yeşillikler. mrs. dalloway, belki virginia woolf geziniyor o bahçelerde. ingiltere tepeleri. eski bir film gibi, eski kamerayla çekilmiş, belki sessiz bir film. mrs.dalloway'in devamında gerginlik var. biraz karamsarlık. çünkü bir sonraki eserin adı war anthem. savaş var. kim bilir, belki birinci dünya savaşıdır bahsedilen. bu kitabı okuduğum zamanı hatırlıyorum. zor okumuştum ama bittiğinde, evet, işte bunun için okudum demiştim. öyle bir tatmin hissi.
orlando'yu henüz okumadım. eserin dramaturgunun dediğine göre, görkemli ve zamanı aşan bir şey yaratmak istemişler. hatta eserin bilim kurgu tadında olduğunu söylüyor. bu üç romanın da birbirinden tamamen farklı olduğunu bilmelerine rağmen acaba nasıl bağladılar? erkek olarak doğan birinin, ergenliğe vardığında kadın olması ve sonrasında yüz yıllar boyunca yaşaması. işte bu tam bir virginia woolf kafası. max richter eserin orlando perdesinde birbirini tekrar eden melodilere başvurduğunu anlatıyor. bu kısımdaki eserler beni tedirgin etti ve korkuttu. neden bilmiyorum ama öyle. belki okunacak kitaplar listeme orlando'yu da eklemeliyim.
max richter ve wayne mcgregor
son perde ise dalgalar'a adanmış. virginia woolf'un eserlerinde su imgesinin çok kullanıldığını söylüyor dramaturg. ölümünün de bir nehre kendini bırakıvermesi ile gerçekleştiğini düşününce dalgalar bana çok çarpıcı geliyor. ben bu romanı bir türlü okuyamamıştım. defalarca başlamış ama bitirememiştim. onun yerine deniz feneri'ne geçmiştim. o kadar soyut ve şiir gibiydi ki belki de okumam için henüz zamanım gelmemişti. max richter burada yirmi bir dakikalık tek bir eser bestelemiş. dalga sesiyle başlayan eserde, gillian anderson virginia woolf'un eşine yazdığı intihar mektubunu okuyor. tek bir eser, bir bütün. kendimce bir sürü anlam çıkarabilirim ve birçoğunun da komik kaçacağına eminim. ama bir eserin neredeyse yüz yılı aşıp bana gelmesi beni büyülüyor. hayat hem çok önemsiz, küçük, bana kendimi evrende anlamsız hissettiren bir şey hem de böyle anlarda ihtişamıyla beni kendine hayran bıraktıran bir şey.
virginia woolf gerçekçiliğiyle bende hep soğuk bir zihin algısı yaratmıştır. demek istediğimi nasıl anlatsam bilemiyorum. her şeyi gerçekçi bir şekilde ele alıp, adeta bir matematikçinin bir denkleme yaklaşması gibi hayata yaklaşan biri olarak düşünmüşümdür onu. bir camın ardından bakan biri gibi. mesafeli, ölçülü, gerektiği kadar. max richter'in bu eseri de virginia woolf'un eserlerine, kattıklarına ve varlığına görkemli bir duruş gibi.
not: yazıyı bitirirken, royal opera house'un woolf works temsilinin 21 mart 2017 akşamında zorlu psm'de gösterileceğini hatırlatmak isterim.
fotoğraflar: mike terry
fotoğraflar: mike terry


Hiç yorum yok:
Yorum Gönder