14 Nisan 2015 Salı

çünkü atomun çekirdeğine yaprak koyunca nükleer değil natürel oluyor


bir elektrik kesintisinden öğrendiğimiz
sağda solda akkuyu nükleer santralinin reklamları görülmeye başlandı. bunları ilk kez bir sabah saat 7'de gördüğümde uyku sersemi olduğumu düşündüm. ama dikkatli bakınca  gerçekten santral reklamı olduğunu anladım. bir nükleer tesisin reklamı yapılıyordu ve bunu aklım almıyordu. nükleer santralin reklamını yapmak... bu konu üzerine düşünülmeliydi. hemen akabinde gelen 31 mart 2015 elektrik kesintisi ise nükleer enerji özelinde enerji üretimini ve tüketimini sorgulattı. onlarca şey yazıldı çizildi. elektrik kesintisine akkuyu virali bile dendi. akp üzerinden komplo teorileri kuruldu ve bunların hiçbiri de imkansız gelmedi. ne de olsa imkansızların mümkün olduğu, film senaryolarını aratmayacak olayların birbirini izlediği bir ülkede yaşıyorduk.

perşembenin gelişi çarşambadan bellidir hesabı, 31 mart'ın gelişi de 30 mart'tan belliydi. o gün arkadaşlarımız haber etmişti, frekanslar çok düşük diye. bu durum yaptığımız işi etkileyen bir şeydi ve ölçüm yapan arkadaşlar nedenini anlamaya çalışmışlardı.  hemen ertesinde kesinti yaşanınca bir önceki günle bağ kurmaya çalıştık. bütün ülkede hayatın durması, toplu taşımanın kesilmesi, fabrikaların üretimlerinin aksaması büyük çapta sonuçlarken, telefonumuzu şarj edememek sadece küçük bir ayrıntıydı. olayı takip ettik, gereken yerlerle haberleşmeler yapıldı. akşam tartışma programlarına çıkan hocalar izlendi. bunlardan en açıklayıcısı prof. sevaioğlu'nun şu videosuydu. ülkede elektrik iletim ve dağıtımının kurucu babalarından olan sevaioğlu, bu kesintiyi dünyanın her yerinde yaşanabilecek bir durum olarak açıklıyordu. o söylemesine söylüyordu ancak bizler inanmıyorduk. olamazdı, devlet bizden bir şeyler gizliyordu. üzerinde hemfikir olduğumuz bir konu varsa o da şuydu: bu devirde elektriksiz kalınır mıydı? işte bu noktada beton etkisini yüzümüzde hissediyoruz: evet, tam da bu devirde elektriksiz kalmak olası. bütün hayatımız enerjiye bağımlı bir şekilde sürerken, teknolojiden beklediğimiz bize zaman ve mekandan bağımsız olarak, istediğimiz her an enerjiyi temin etmesi. ancak enerji kaynaklarının bir doyma noktası var. başta fosil yakıtlar olmak üzere, yenilenebilir enerji kavramıyla hayatımıza giren atıklardan/kimyasallardan/inorganik kaynaklardan enerji üretmenin bir maliyeti var. bu kaynakların besleyebileceği belli bir nüfus ve endüstriyel ortam var. bugün şehirlerdeki yaşantımız enerji merkezli. "benim elektriğim nasıl kesilir?" diye sorarken, "ben enerjiye nasıl daha az bağımlı olurum?" diye sormak aklımıza bile gelmiyor. yenilenebilir enerji kaynakları arıyoruz; ancak asıl sorun, hayatımızı nasıl daha az enerji odaklı yaparız olmalı. bugün şu bir gerçek ki rüzgar, güneş ya da diğer yenilenebilir enerji kaynakları bütün ülkenin sisteminin bağlı olacağı bir kaynak olamıyor. en azından şimdilik. bunlar bölgesel nitelikli enerji kaynakları ve aslında tam da bu yüzden güzel. çeşme'de, çanakkale'de dönen rüzgar türbinleri, güney marmara'da evlerin çatılarındaki güneş panelleri aslında çözümün ta kendisi. her bölgenin kendi başına, bağımsız olarak kendi enerji kaynağına sahip olması ve ana akım enerjiden ayrılması konuşulan çözümlerden biri. bize tek yolmuş gibi sunulan nükleer santraller bizim enerji bağımlılığımızı çözmeyecek. işin güvenlik ve risk kısımlarına girmiyoruz bile. başlı başına nükleer, enerji bağımlılığının ta kendisi! halbuki yapılması gereken enerji konusunda bireyselleşmek. gördüğümüz üzere 31 mart'taki elektrik kesintisinden kendi bağımsız enerji kaynağı olanlar etkilenmedi. çatısında güneş paneli olanlar banyo yapabildi. kendi atık ısısından elektrik üreten fabrikalarda hayat devam etti. 

daha çok enerji talep ederken, bir ülkenin elektriğinin gerçekten o ülkeye yetemeyeceği durumların olası olduğunu 31 mart'ta gördük. fosil yakıtçıların temiz yanma sistemleri üzerine kafa yorduğu, reaksiyoncuların organik atıklardan enerji üretmeye çalıştığı bir dönemdeyiz. fosil yakıtlar sınırlı, dünyayı sömürmenin de bir sonu gelecek. rüzgar türbinleri ve güneş panelleri de ne rüzgar ne de güneş yılın 365 günü olmadığı için daimi olamıyor. çözüm tek bir enerji kaynağına yüklenmek değil, çözüm hem içerdiği risk açısından hem de siyasi sebeplerden ötürü nükleer de değil. çok küçük bir örnek: telefonun şarjı bittiğinde yakınan her insan enerji bağımlısı. on sene önce bu telefonlar yoktu. on sene önce nüfus da bu kadar değildi. sürekli artan nüfus ve enerji-tüketen-ürünle sormamız gereken ilk soru, "nasıl daha çok enerji üretirim?" değil, "nasıl daha az enerji bağımlısı olurum?" olmalı.

Hiç yorum yok: