dün akşam cemal reşit rey'deki the cinematic orchestra konserine giderken çok özel bir deneyime tanıklık edeceğimi biliyordum. ingiliz nu-jazz ekibi the cinematic orchestra'nın konseri nasıl olmasını umuyorsam öyle oldu; sakin, dış dünyadan soyutlanmış, temiz ve güzel.
başlangıcı önümüzdeki yıl yayınlanacak yeni albümlerinden bir parçayla yaptılar ve konser sırasında birkaç tane daha yeni albümlerinden çaldılar. önceki albümleri ma fleur'den de şarkılar vardı, every day'den de. sahnede her an minimum altı kişilerdi. kimi parçalarda saksafonda tom chant ve vokalde heidi vogel eşlik etti, sekiz kişi oldular. sahnede kalabalık grupları izlemenin ayrı bir güzelliği oluyor. o kadar insanın birbiriyle uyumu, anlık iletişimlerine tanık olmak, aralarındaki bağı görmek beni hep heyecanlandırıyor. dün akşam da lap top'unun başında jason swinscoe'nun arkadaşlarına ara sıra verdiği işaretleri ve solo kısımlardan önce onları sunarmış gibi eliyle referans vermesini takip ettim. adeta bir klasik müzik konserindeki orkestra şefiydi. grup elemanlarının her birinin farklı parçalarda kendi özel soloları vardı. bir tanesinde saksafon, diğerinde davul (hatta çok defa davul), bas, gitar, klavye... her birini uzun uzadıya doyasıya dinledik. bas gitar çalan sam vicary bazı şarkılarda kontrbas çaldı. birkaç parçada bir çeşit elektronik klavye çalan larry brown, diğer parçalarda gitarı eline aldı ve vokal yaptı. daha önce hiç elektrik davul ismindeki enstrümanı canlı görmediğimi bana fark ettiren manu delago, o gece sahnedeki elektronik müzik damarını veren kimseydi. ismini anmadan geçemeyeceğim davulcu luke flowers ise hayatım boyunca canlı izlediğim en efsane davulculardan biri olarak zihnimde kalacak. sanki dünyanın en kolay işini yapıyormuşçasına, sürekli gülümseyerek ve yaptığı işten büyük zevk aldığını açıkça belli ederek davulunu çalmasıyla sanırım en çok ilgiyi toplayan kişiydi. bir de kim olduğunu gece eve geldikten sonra öğrendiğim larry brown var. meğersem kendisinin grey reverend mahlasıyla yaptığı solo albümünü dinlemişim ama kim olduğunu bilmiyormuşum. larry brown'un bis sırasında gitarıyla çaldığı to build a home yorumunda gözlerimin dolmasına engel olamadım. emin olamamakla birlikte bu şarkının ardından gelen ayaktaki çoşkulu seyirci alkışıyla larry brown'un birkaç defa gözlerini sildiğini gördüm. jason swinscoe bu yorumu "very special version" olarak sundu. gerçekten de öyleydi. çok naif ve sade. bizim gibi sert coğrafyada yaşayanlar için fazla naif ve kibar. konser bittiğinde düşündüğüm, bu konserde yaşadığım hissi nasıl muhafaza edeceğimdi. bunun için ne yapmam gerekti?
sahnede iki saati aşkın süre kalan grupla konsere gelenler arasında güzel bir iletişim olduğunu düşünüyorum. bence bu kadar alkışı ve sevgiyi onlar da beklemiyordu. sahneden inmeden önce kendilerini dakikalarca ayakta alkışlayan izleyiciye kendi alkışlarıyla eşlik ettiler. luke flowers'ın ellerini yanaklarına koyarak sevgi dolu salona baktığını gördüm. ben de sevgiyle dolmuştum ve bu gece, şimdilik bu şehirde geçirdiğim en güzel geceydi. bir türlü kabullenemediğim ve sevemediğim bu şehre, bana the cinematic orchestra'yı izleme fırsatı verdiği için teşekkür ettim. salondan çıktığımda içim ferahlamış, göğsümün üzerindeki ağırlık hafiflemişti. her şey gözüme biraz daha temiz göründü.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder