1 Ocak 2011 Cumartesi

gençlik konsepti-1 : wild nothing

"mavi polaroid kederli mizacımıza bir gönderme"


yıllar önce bu yaşları düşündüğümde zihnimde canlanan görüntüler şimdikiler değildi. sanırım her şeyin daha eğlenceli olacağını zannediyordum. sanki tek ihtiyacım olan şey, yaşla beraber gelen özgürlüktü ve onu elde ettiğim zaman hiçbir engel kalmayacaktı, kimse beni tutamayacaktı. şimdi anlıyorum ki o zamanlar hesap etmediğim bir şey varmış; bir şeyi yapabilir olma haline erişince, çoğu zaman yapma heyecanın kalmıyormuş. bunu o vakit akıl etmem mümkün değildi, şimdiyse yaşayarak öğreniyorum.

bazen dinlediğim müzikler bana gençliğin nasıl bir şey olduğunu hatırlatıyor, nasıl olması gerektiğini. ileride, zamanında yapamadığım şeyler için pişmanlık duymamam gerektiğini hissettiriyor, içime biraz korku salıyor ve beni tedirgin ediyor. daha çok zaman var diye diye geçermiş yıllar, bunu bu yaşımda ben bile biliyorum. bazen zamanı kaçırmak korkusunu içimde hissediyorum. işte bu da yeni çıktı, son birkaç aydır ara sıra beni yoklayan bir şey. bana gençliği çağrıştıran müzikler dinleyince nedense içime bu his çörekleniyor. pek bir şey yapmadan, anca okula git, ödev yetiştir, sınava gir ile geçen ömrümden duyduğum tatminsizliği hatırlatıyor. iki satır yazı okusam, iki sayfa roman okusam diyorum. kelimelerim kurudu ve cümlelerim kısaldı. kendimi ifade etme yetim azalmış bile olabilir; daha az kelime, daha çok formül ve hesap.

ıskaladığımı düşündüğüm bütün bu şeyleri dinlediğim müziklerde buluyorum. gençliği ve eğlenceyi, hezeyanları ve mutlulukları, sonra umutları ve kalp kırıklıklarını. sevdiğin çocuğu uzaktan gördün diye mutlu olmayı ya da onunla bir kere merhabalaştın diye bütün gün ağzın kulaklarında gezmeyi. bunlar hep on beş yaşında kalan şeyler. eskiler ama değerliler. şimdilerde bunlardan daha fazlasının hiçbir anlam ifade etmediği oluyor. çoğu zaman bir türlü istenilen o yakınlık kurulamıyor. birinin yanındasın ama kendin olarak değil, kalbin de yerinden çıkacak gibi atmıyor. öyle ki kalbin kahve içtiğinde daha çok atıyor.

yine de düşünüyorum, gençliği anlatan dopdolu bir şarkıyla karşılaştığımda heyacanlanmadan edemiyorum. örneğin bu yıl, wild nothing'in live in dreams şarkısını dinlemeseydim gerçekten çok şey kaçırırmışım. kafamı meşgul eden, kendimi hakkında sorguladığım "gençlik" konseptiyle örtüşen bir şarkı. olmak istediğim ama geride kalmış gibi gelen, bir yandan özendiğim bir yandan küçümsediğim o hali anlatıyor. kulaklarımda gençlik yankılanıyor ama ben oturuyorum. öyle ki sadece ellerimle tempo tutuyorum. oysaki bu şarkıyla dans etmek geliyor içimden, belki biraz da nerede olduğumu unutsam fena olmaz. nerede olduğumu unutmak istiyorum ama gece dönerken evin yolunu hatırlamak zorunda olduğumdan kendimi kaybetmiyorum.

bazen günlerimi küçük şeylere bağlıyorum; bazı şarkılara, bazı albümlere, haftasonu vizyona girecek bir filme falan, live in dreams de günlerimi bağladığım şarkılardan oldu. bu yıl dinlediğim, beni heyecanlandıran, gençliği damarlarımda hissettiren, "evet, her şeyi yapabilirim" dedirten bir şarkı. "iyi ki yaşıyorum da bu şarkıyı dinledim" dedim pek çok kere. sonra tıpkı bu şarkı gibi bana iyi ki yaşıyormuşum dedirtecek başka şarkılarla karşılaşma ihtimalimi düşündüm.

ter ve horman: bizi kim suçlayabilir ki?




Hiç yorum yok: