çok şey bilirmiş gibi konuşan adamlar. beni hep yorarlar. anlatırlar anlatırlar ama anlamazlar. ben uzun uzun dinlerim, dinledikçe onları anladığımı düşünürüm. oysaki adamlar beni dinlerken benden sonra kuracakları cümleleri düşünürler. kendi cümlelerini. kendilerini ne çok severler. modern dünyada bir yunan tanrısı olurlar, saçları güzel kokar, saçları parlar. ben bir heykel gibi izlerim. heykel olmadığını bilirim ama yine de izlerim. oysaki onu hiç sevmem. ama o sevdiğimi sanır. inandığım ulvi değerlerden bahsederim, bana gülümser. beni küçümsemesine dayanırım, buna katlanırım ama bana kadınlık öğretmesine katlanamam. öğrenmem gereken şeyleri ard arda dizsem buradan plüton'a yol olur, bilirim. kaç fırın ekmek yemem gerektiğini ise saymaya kalksam sayılar yetmez. ama bunları bir adamdan öğrenecek değilim. benden daha fazla şey bilmesi, daha fazla kadınlık bildiği anlamına gelmez, öfkelenirim. sağlık konusundaki takıntılarımla dalga geçmesine katlanabilirim fakat bunları paranoyaklaşma raddesine getirdiğimi söylemesine tahammül edemem. ne de olsa modern dünyanın ürettiği tıbbi ilaçlara gözüm kapalı güvenecek değilim. en sevdiğim şarkıları bir adama hediye edecek kadar korkusuz olabilirim ama her şey geçip gittikten sonra o şarkıları rahat rahat dinleyecek kadar hissiz olamam. olursam midesiz desinler. olanlara midesiz diyeyim. hiçbir şey olmamış gibi davranabilirim ama nezaketsiz değilim. yaşım küçük olabilir ama yaşı büyümüş-kendi çocuk kalmış bir adamdan iyi durumda olduğuma inanırım. adamların korkak, kadınların kahraman olduğuna inanırım. çok şey bilirmiş gibi konuşan adamlar. bana ne güzel konuşuyorsun derler. bir daha konuşmak isterim, dinlemezler. kafaları hep karışıktır onların. hep karışık. hep korkarlar. kararsızdırlar. bense hiç korkmam ama onlar korktuğumu sanırlar. okudukları kitaplarla alim olurlar, sorunlarımı bir bir sıralarlar. vay be derim, işte bütün ömrüm boyunca beklediğim buydu. kadınlar onları sever, kadınlar peşlerinden koşar. onlarsa hiçbir kadını yeterince kadın bulmazlar. öfkem ağzımdan taşar, duvarlara sandalye çarpmak isterim, tek yaptığım usluca oturmak olur. bana görüşürüz derken görüşmeyeceğimizi bilirim. o ise bildiğimi bilmez. oysaki ben ne çok şey bilirim, onun ruhu duymaz. elime aldığım ilk makasla saçımı kesmek isterim ama ben dengesiz değilim. sadece uzun saç bende yaradır. bir dakika sonra bundan vazgeçerim çünkü ben biraz dengesiz biriyim. dengesizim ama o adamların sandığı şekilde değil. kendi içinde bir dengesi vardır bu halin. anlatmak isterim, dinleyecek adam bulamam. feysbukum olmamasını demode bulur. "popülerse bizden değildir" insanı olduğumu düşünür. oysaki ben isterim ki "işte feysbukun yok diye sen başkasın zaten" desin. bu yüzden ilgimi çektin falan desin. ben ses etmeden gelir, ben ses ettiğimde çeker gider. oysaki bilmez ben ayakbağı olmam. anlatmak isterim ama üşenirim. o bilmediğimi sanır ama her şeyi bilirim. bildiğimi söylemem, bırak o öyle sansın. ona kızarım, bildiğim en ayıp küfürleri sıralarım. hemen ardındansa teşekkür ederim. o bunu da bilmez. kahrolası bilgisayarın dilini bildiği gibi benim dilimi de bilsin isterdim. hesaplarını makinesi yapar, bense bütün hesaplarımı ellerimle yaparım. neymiş bunlar derim, kağıtlarına bakarım. aa ne ilginç bir konu anlatsana derim, anlatır. bana da sorsa ya benim kağıtlarımda neler yazıyor. kadının aklını över, yüceltir ama onun da daha uzun bir bacak gördü mü dibi düşer. ben güler geçerim, hiç kızmam çünkü ben de bakarım. bak bak nereye kadar der, bilgi önemlidir der ama o da rafına koyacağı bir biblo bebek arar. biblo aradığını söylese saygı duyarım ama söylemez. imaj her şeydir çünkü. sonracığıma güzel konuşan adamlar bilirim. beraberken her şey harikaymış gibi davranıp da sonra ilgilenmeyen adamların üzerine sandalye fırlatmak isterim. bütün bunlara rağmen kızdığımı söylemem bile. bunun nedeni eziklik değildir, ben söylemesem anlamayacak kadar duyarsız olduklarını anlamış olmamdır. vakit kaybetmek istemem, onun yerine kahveyi ve çayı azaltmalıyım diye düşünürüm. sonra yatağıma girer uyurum, aynı filmi milyon kere başa sarıp bir daha izlerim. onyüzbinmilyonuncu izleyişimden sonra kendimi suçlamak yerine korkak adamları suçlamayı seçerim. nefret etmek isterim edemem, sadece kırılırım.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder