4 Kasım 2014 Salı

gerçekten çok güzel bir kafam var

kafa dağıtmak için bulduğum her konsere gidiyorum. parayı böyle şeylere yatırmak kıyafete yatırmaktan iyidir. bugün yine prada kaban ve mcqueen ayakkabı giyemedik ama olsun. bu arada ülkemizde bir sürü şey olmakta tabii ki. insan başka şeyden bahsetmeye utanıyor. iki güzel şeyden bahsetsem ayıp olur diye düşünüp susuyorum. bütün lafları ağzımıza tıktılar, iyi mi? kendimi bildim bileli böyle. bir kere de haberlere bakıp "bugün de amma boş günmüş" diyeyim. hiç böyle bir gün yaşamadım. hep göğsümde bir ağırlık. hep gün boyu zihinmden gitmeyen bir laf. mesela, "benim oğlum yüzme bilmez ki, ne yapmıştır suyun altında?" ya da mesela "botlarımı çıkarayım mı abi, sedye kirlenmesin." sonra bir de şu avrupalıların yanında bir kere de o ezikliği hissetmeden durmak istiyorum. bu biraz da benim mallığım gerçi, niye eziliyorsam? ne yapayım kardeş, öyle oluyor işte, kendime engel olamıyorum. bu da ayrı kişilik bozukluğu galiba. doktor buna bir el atıver, diyeceğim ama aman aman evlerden ırak! buraya kadar olan yolculuğumda emin olduğum bir şey varsa o da fiziksel rahatsızlığı psikiyatrik rahatsızlığa tercih ederim. şu son yılımın büyük kısmı hastanelerin değişik birimlerinde hasta yakını olarak geçti. bunların en beteri de psikiyatriydi. ben bu birime çocukluğumdan beri aşinaydım da bu sefer çok ağır oldu. hatta bu sefer gelip bana dediler ki sizin annenizin durumu böyle böyle, dosyası adeta bir meydan larousse, izin verirseniz ve kabul ederseniz bir araştırmamızda yer almanızı teklif ediyoruz. vay anasını dedim, bilim camiası bana kendileri için bir veri olmamı teklif ediyor. bilmem ki dedim, bir düşüneyim. aradan birkaç gün geçti. düşündüm taşındım; şu hayatta bu zamana kadar varlığımdan daha büyük bir şeye tutunmak istediğimde tek gittiğim bilim oldu. bilim benim dayanağım oldu. hal böyleyken nasıl hayır derdim? tabii ki diyemedim. çalışma ilerledikçe ben kendimi adeta masters of sex'te sandım. böyle bir yerinden bir şeylere yararım olursa ne mutlu bana hissi. kendime saklayıp da ne yapacaktım? yerli yabancı forumlardan, sitelerden bir sürü şey okudum. insanların deneyimlerini okudukça kendimi daha mı iyi hissettim, hayır. sadece hayatın bazılarına ne kadar boktan olduğunu gördüm. bu boktanlık da hastanın kendisine değildi, çevresindekilereydi. bir yerden sonra hasta umrumda bile değildi, tek derdim kendi kafa sağlığımı korumaktı. ben de çareyi ankara'dan kaçmakta buldum. işte bunun için çabalarken zaman geçti gitti. zaman zaten hep bir şekilde geçiyor. zaman geçiyor ama yaşam akmıyor. zamanım akıp gitti. velhasılı kelam bugün öğrendim ki paper hatırı sayılır bir dergiye kabul edilmiş. aslında benim bunu öğrenmemem gerek ama gayrî resmi kanallardan haber aldım. çalışmadaki çocuklardan biri arkadaşın arkadaşı. yoksa nerden bileceğim bir veri olduğum tıbbi çalışmanın publish olduğunu? çok rica ederim, basıldığını değil, publish olduğunu diyelim (bir de handle etmek, appreciate etmek, efendime söyleyim compile etmek var ki hepsine kafam girsin) ne diyeyim, gençlere hayırlı olsun, darısı başımıza. bu arada başımıza diyorum ama aklımın pek başımda olduğunu söyleyemeyeceğim. mütemadiyen bir kafası güzellik, bir kafası hoşluk ama kesinlikle bilinç kaybı seviyesinde değil. geçen şöyle bir laf etmişim, "biz memur çocuğuyuz sarhoş olmayız" diye. bak sen ne büyük laf. ne demek istediğimi anlamadı arkadaş, dedim yani hep eve kendimiz dönmek zorundaydık; o yüzden aklımız başımızda olmalıydı. işte bu nedenledir ki sarhoş olamayıp ancak güzel oluyoruz. bilemiyorum alkolik mi oldum? inşallah olmamışımdır. içimdeki kara enerjiyi boşaltmak için aradığım konsere henüz gidemedim ama yaklaştım. mesela bir marissa nadler konserine gittim. yok böyle bir hayalkırıklığı, gitmez olaydım. ben mi değiştim acaba? kafamı sallayacağım bir müzik arıyorum. en yakınsadığım aşağıda yer verdiğim videonun sahibi jungle by night. ben de ülke standartlarına uyayım, allah razı olsun diyeyim. aslında iyi değilim ama müzikle kendimi oyalıyorum işte. ülke gündemine de değineyim, görevimi yerine getireyim gibi bir amacım yok. ülke zaten hep benimle. giyinmek mahrem yerleri örtmekten öte değil. bazen devam edebilmek için daha az ayık olmaktan daha iyi bir yol aklıma gelmiyor. hala kendimi tatmin edebildiğim bir konsere de rastgelmedim. kafamı duvarlara vurmak istiyorum.

 

Hiç yorum yok: