20 Temmuz 2012 Cuma

fabrika günlükleri #2

gördüklerimi yazmaya devam ediyorum. aslında bunların hepsi kendim için; yazmazsam sıkıntıdan ölecekmişim gibi geldiğinden. tecrübe ettiklerimi kendi süzgecimden geçirip zihnimin bir köşesine kaldırıyorum ama unutmak da istemiyorum. bunların çoğu akademik şeyler değil, daha çok başka insanların hayatlarına tanıklık etmek üzerine. başka yerde göremeyeceğim, karşılaşamayacağım insanların hayatlarını bizzat kendi ağızlarından dinliyorum ve bazen buraya akademik amaçlı değil de sırf bunları göreyim diye geldiğimi düşünüyorum.  
***

stajın üçüncü günü bizim birime rahşan abla gönderildi. rahşan abla, çay-kahve demleme ve temizlik işleriyle ilgilenen bir abla. kendisi bu birime başka bir birimden gönderilmiş. herkesin sahaya çıktığı ve içeride kimsenin kalmadığı bir sırada ben ve diğer arkadaşımın yanına gelip, "kızlar iyi ki siz burdasınız. ben de buraya gönderilince demiştim ki orada hiç kadın yok ne yapacağım. en azından alışana kadar siz varsınız." dedi. biz de güldük, ilk gününüz mü diye sorduk ve sohbete başladık. kendisi pek utangaç bir abla, mühendislerin ve ustaların yanındayken bizimle hiç konuşmuyor ama ne zaman onlar gitse yanımıza geliyor. durun dedi, size bir kahve yapayım. türk kahvelerini önümüze koyduktan sonra masaya oturdu ve anlatmaya başladı. "bunca adamın arasında kadın yok diye tedirgin oldum ama ne yapacaksın ekmek parası, bir şey diyemezsin ki" dedi. doğru diyorsun abla dedik. sonra devam etti, "hem edebinle iş yaptıktan sonra nerde çalıştığının önemi var mı? işini düzgün yap, sonra her yerde çalışılır." dedi. tabii ki öyle dedik. nerden geldiniz, kimsiniz faslından sonra bize kendi ailesini anlatmaya başladı. "bu devirde ev, tek maaşla geçindirilmiyor. ben iki çocuk okutuyorum, çok şükür beni üzmüyorlar. okusunlar da sizin gibi olsunlar." dedi. inşallah abla dedik. bir aydır akşam vardiyasına da kalıyormuş ve toplamda sabah sekizden akşam ona kadar çalışıyormuş. "oo çok kötü! o nasıl bir şey öyle?" diye tepki verdik. "ilkokula giden küçük oğlum arada arıyor, anne ne zaman geleceksin diyor ama ne yapayım" dediğinde rahşan ablanın gözleri doluyor. "gece eve varınca hemen yanıma gelip uyuyor." diye devam ediyor. "ama allahtan gece vardiyasına kalınca biraz daha fazla para veriyorlar. gerçi yine de asgari maaş 700 lira veriyorlar. bari 800 verseler. 800 verseler öyle iyi olur ki" diyor. "ama bir şey diyemiyorsun, burada çalışanların içinde en aşağıda zaten biz varız, ne diyebilirsin ki?" diyor. yaş dolan gözlerini elleriyle siliyor. daha önce buna benzer bir an yaşamadığımı fark ediyorum. ne diyeceğimi bilemiyorum fakat önemli olanın bir şey demek olmadığını biliyorum. sırf birine bunları anlatabilmek bile rahşan abla için önemli, bunu anlıyorum; çünkü önemsenmediğini düşünüyor. "haklısın  abla, bu devirde asgari maaş kime yeter?" diyorum. sonra kahveler bitince arkadaşımla beraber fincanları musluğa yıkamaya götürüyoruz. rahşan abla hemen elimizden alıyor ve olur mu öyle şey, siz oturun bu benim işim diyor. diretiyoruz ama zorla fincanları elimizden almayı başarıyor.