1 Ocak 2009 Perşembe

masal anlatıcısı ve kiraz ağacı

masal dinlemeyi çok severim. küçükken her akşam uykuya dalmadan önce annem yatağıma oturur, bana aldığı masal kitaplarından masallar okurdu. okuma-yazma bilmezdim o zamanlar. anca masal kitaplarının resimlerine bakardım. hani üç boyutlu masal kitapları vardı ya, içini açtığında pat diye bir prenses çıkıverirdi karşına. babamla birlikte o kitaplardan bir tane aldığımızı hatırlıyorum, kurbağa prens olanından; hani prenses kurbağayı öper de kurbağa birden prense dönüşür ya.
bana güzel masallar anlatırdı babam. hatta masal anlatma işini o başlatmıştı. annem babamdan sonra devralmıştı desem daha doğru olur. babamın anlattıkları kafadan olurdu daha çok. annem okurdu, babamsa kafasından anlatırdı - ya da yaratırdı, bilemiyorum. keşke babamın anlattığı masalları hatırlayabilseydim. ama çok küçüktüm, o yıllar epey bir geride kaldı.

canım kaç zamandır masal dinlemek istiyor. en son ne zaman güzel bir masal dinlediğimi hatırlamıyorum. aslında hayal meyal bir şeyler hatırlıyor gibiyim ama o hatırladıklarımın kurgu olma ihtimali, gerçek olma ihtimalinden daha fazla. sanırım beynim ben istedim diye, olmadık şeyleri bir zamanlar yaşanmış hoş anılar olarak tasarlayıp önüme sunuyor. sonra da ben o "kurguları" sözde anımın içindeki insanlara hatırlatmaya çalışıyorum fakat haliyle karşı taraf öyle bir şey hatırlamıyor.
işte tam da canım feci şekilde masal dinlemek isterken ve ben en son masalımı düşünürken, aklıma en son masalım olduğunu sandığım bir masal geliyor. aslında aklıma gelen masalın kendisi değil, daha çok anlatan ve anlatılan ortam: ben başımı tuğçe'nin omzuna koymuşum, o da bana güzel güzel anlatmakta. açıkçası görüntü gayet bulanık. gerçekliğinden şüphe edeceğim kadar bulanık. bu nedenle tuğçe'ye soruyorum, "sen bana bir masal anlatmış mıydın?" diyorum. detayları veriyorum. "hayrola, nerden esti?" diyor. "yok olmadı öyle bir şey." bu cevaba şaşırmıyorum. aklımda bir olasılık daha var, bir arkadaşıma daha soracağım diyorum ama sormuyorum. muhtemelen olmadı böyle bir şey, uyduruyorum. tanıdığım bir kedi'ye anlatıyorum bu durumu, "belki rüyanda görmüşsündür" diyor. evet diyorum, muhtemelen bir zaman rüyamda gördüm.

anneme soruyorum, "anne biz birlikte kiraz ağacı gördük mü?" diyorum. "bilmem, hatırlamıyorum." diye yanıtlıyor. "ne bileyim, ben öyle hatırlıyorum. hatta çok beğenmiştik sanırım." diyorum. annem, "ben kiraz ağacı gördüğümü hatırlamıyorum. yok, görmedim hatta." diyor.
ama yine de benim içimde bir resim var, güzel ve büyüleyici bir ağaç resmi. belki de tam anlayamadım ne ağacı olduğunu, canım kiraz ağacı demek istedi ve kiraz ağacı oldu. öğreniyorum ki kiraz ağacının bulunduğu memleketlerde dolaşmamışım ben. o iklimlere yolum hiç düşmemiş. bu da bir yanılsamaymış demek ki. ne çok şey istiyorum, kafamda kurguluyorum diyorum. belli bir noktadan sonra iyi bir şey değil bu diyorum. "ama kimseye bir zararı yok ki, kötü bir şey değil ki" diyor içimdeki ses.

masalım da kalıyor bir yerden sonra, ağacım da. tamam, ikisi de geçmişte olmamış ama gelecekte olmayacağını kim söylüyor ki, diyorum. belki bir gün.

Hiç yorum yok: