20 Eylül 2011 Salı

patlama

bugün sabahtan beri kendimi çok kötü hissediyorum ve bu hissin birazcık bile olsa geçmesi beni rahatlatacak, biliyorum. yarın sabah uyandığımda kendimi daha iyi hissetmek istiyorum. tek istediğim bu sabaha nasıl uyandıysam, yarına da öyle uyanmak. yazarsam belki biraz rahatlarım diye düşünüyorum. anlatacağım şey bugünkü ankara patlamasıyla ilgili.

böyle şeylerin hep filmlerde olduğunu sanırdım ve başıma geleceğini tahmin etmezdim. "orada olabilirdim" ile başlayan cümleleri kurabileceğimi düşünmemiştim. bazen olur ya öyle şeyler, karşındaki abartıyor ya da amiyane tabirle yazıyor diye düşünürsün. ne yalan söyleyeyim, benim de karşımda konuşan kişinin attığını, yazdığını aklımdan geçirdiğim sohbetler olmadı değil. ancak benim şimdi anlatacağım şey gerçek. uydurduğum bir hikaye de değil, biraz değiştirip servise sunduğum bir anı da. benim anlatacağım şey, "ben bugünkü patlama yerinde ve saatinde nasıl orada olamadım?"ın hikayesi.

bugün sabah 11'de, patlamanın olduğu yerin iki sokak paralelindeki sokakta bir randevum vardı. bir süredir ertelediğim ve halletmem gereken bir iş. oraya gitmek için kumrular'a girip, patlamanın olduğu yerden geçip, ondan sonraki ikinci sokaktan dönmem gerekiyor. patlamanın olduğu yerin yakınından falan değil, bizzat o noktadan geçiyorum, benim güzergahım buydu. bugün önce o işimi halledecektim, ardından da yarın teslim etmem gereken staj raporunu bastıracaktım. sabah 9'da kalktım, kahvaltımı yaptım. tam giyinirken bölümden arkadaşım aradı. yarınki raporun telaşındaydı ve bana bir şeyler sordu. sonra da dedi ki, sen raporuna şunları şunları da ekledin mi. ben birden "aa! onlar da mı yazılacaktı?" dedim. arkadaşım herkesin son iki gündür bunu konuştuğunu; bir sürü kişinin bahsedilen şeylerin de rapora eklenmesi gerektiğini söylediğini anlattı. ben bu habere çok bozuldum ve "haydaaa! başımıza bir de bu mu çıktı şimdi?" dedim. oflayarak telefonu kapattım ve bilgisayarı açtım. yarın sabah raporu teslim etmem gerekiyordu ve son aldığım habere bakılırsa benim rapor henüz bitmemişti. bu durum çok moralimi bozdu ve gideceğim yeri arayıp, 11 olan randevu saatini öğleden sonraya kaydırabilir miyiz diye sordum. tamam dediler ve ben de arkadaşın dediği şeyleri yazmak üzere raporun başına oturdum. sonra annem bana bayağı bir söylendi işlerini son dakikaya bırakıyorsun diye. randevuyu niye iptal ettin, her şeyi böyle son dakika yapmak adetin, ben hiç böyle değilim sen kime çekmişsin bilmiyorum vs. vs. anneme raporun teslim tarihinin yarın olduğunu, bu yüzden şimdi oturup bunu tamamlamam gerektiğini anlattım ve o bu izahımı yine kendi lehine kullanmayı bildi. gördün mü bak, son dakikacısın işte diye. ardından arkadaşlarımla bir telefon trafiği başladı. sen şunu ne yaptın, bunu nasıl yapacağız, öyle mi olacak derken annem odamın kapısında kireç gibi beyaz bir yüzle belirdi. kumrular'da patlama olmuş dedi. nasıl yani dedim ve hemen televizyonun başına koştum. bayağı bir süre alevler, dumanlar, itfaiye sirenlerinden başka bir şeyi görmedim, duymadım. kumrular diyor ama bir türlü tam olarak neresinde olduğunu bilemiyorlardı. benim gideceğim yer miydi, o sokak mıydı diye panik yaptım. bir tane spiker kuruyemişçi falan dedi, aradan bir tek kuruyemişçi lafını hatırlıyorum. aman tanrım dedim, benim gideceğim yerin altında da kuruyemişçi var! hemen telefona sarıldım, orayı aradım. telefon sürekli meşgul çalıyordu ve ben kendimce orası, heralde orası diye emin oldum. heralde iki-üç dakika meşgul çaldı telefon ama bana daha uzunmuş gibi geldi. sonra birden alo sesini duydum. derin bir oh çektim. bir şeyiniz var mı dedim. sizin orada mı oldu diye sordum. biz iyiyiz, patlama paralel sokağımızda oldu dediler. patlama olması feci bir şeydi ama en azından tanıdıklarıma bir şey olmaması beni biraz rahatlattı. anneme patlamanın paralel sokakta olduğunu ilettim. bu sefer o telefona sarıldı. orada kuzeni oturuyordu ve hemen onu aradı. kuzeni patlamanın onların sokağında değil, sümer sokak girişinde olduğunu söyledi. patlama feci bir şeydi ama en azından tanıdıklarımıza bir şey olmaması bizi biraz rahatlattı. televizyonun başından ayrılmamamıza rağmen olayın bir türlü nerede olduğunu öğrenemedik. ne patlaması olduğu da belli değildi ve bu beni daha da huzursuz etti. sonra birden annem ağlamaya başladı. sen bugün oraya gidecektin diye diye ağladı. hiçbir şey diyemedim. acayip korkmuştum. annem ağlarken bir yandan da "bir de sana gitmedin diye kızdım" demeye başladı ve ağlaması şiddetlendi. ben ağlayamayacak kadar donmuşum. ne düşüneceğimi, ne diyeceğimi bilemiyordum; çünkü bu sabah oraya gidecektim. tam patlamanın olduğu yerden geçecektim. ama sonra arkadaşım aradı ve ben raporumda eksik olduğunu öğrendim ve randevumu öğleden sonraya erteledim. bir yanda kulağımda annemin son dakikacısın lafları, bir yanda orada olabilme ihtimalim, bir yanda orada olabilecek tanıdıklarım vs. vs. bir arkadaşımdan mesaj geldi, "kızım duydun mu kumrular'da patlama olmuş, yarın oradan geçecektik." diye. o an jeton düştü, evet, yarın ders kaydı yapmak için okula gideceğiz ve orası dolmuşa bindiğimiz yer. biz okula bugün de gidebilirdik, işte bu nedenle de bugün orada olabilirdik diye düşündüm. sadece ben değil, bir sürü arkadaşım, tanımadığım bir sürü öğrenci... patlamanın olduğu yer öyle bir yer ki, her şekilde orada olabilirmişim. bir sürü ankaralının da orada olmak için sebebi olabilirdi. herkes bugün orada olabilirdim diye bir cümle kurmuş olabilir; çünkü gerçekten de olabilirlerdi. ama bunları ancak şu anda ifade edebiliyorum. sabah haberleri dinlerken tek düşündüğüm bugün orada olmaya ne kadar yakın olduğumdu ve gelen bir telefonla orada değil, evde olmayı seçtiğimdi. böyle şeylerin gerçekten de filmlerde olduğunu sanırdım, meğersem değilmiş.
***
şimdi yatacağım ve yarın sabah okula gitmek için kumrular'a gidip, dolmuşa bineceğim. benim ve birçok öğrencinin her gün yaptığı gibi.

Hiç yorum yok: